Depremi Bu Kez Van’da Yaşadım
Hits : 3452
1999 Marmara Depremini İstanbul Küçükçekmece ilçesinde yaşamıştım.
Memleketim Yalova’ya gidip yapılması gerekenleri görünce, Sevgili Türkan Saylan Hoca’mız ve yine Yalovalı olan Gülsün Kaya arkadaşımızla yapabileceklerimizi, önce konuşmuş, sonra planlamış, sonra da harekete geçmiştik.
O günden bu yana on iki yıl geçti. Depremi hayatımızdan hiç çıkarmasak da, normal yaşamımıza bir daha hiç deprem olmayacakmış gibi devam ettik. Ta ki 23 Ekim 2011 Pazar günü saat 13.41 sıralarına kadar. Ben de o sıralar evimin mutfağında yemek yapıyordum. Prof. Dr. Yücel Aşkın, rektör olduğu dönemde üniversite yerleşkesi içinde tek katlı prefabrik ağaç evler yapmıştı, bende o evlerden birinde yaşıyordum.
Önce şiddetli rüzgâr ya da hortum gibi bir ses duydum, arkasından da, evin duvarlarının her birinin adeta başka bir yöne kaydığını gördüm, ben de hem sallanıyor hem de savruluyordum. Ne oluyor demeye kalmadan deprem olduğunu anlamış, kapının kilidini çevirip sokağa çıkmaya çalıştım. O an yanan ocağı düşünüp tekrar içeri girdim, ocağı kapattım ve komşuların bahçesine doğru koşmaya başladım. Aynı anda herkes dışarı çıkmıştı, bahçede bir birimize geçmiş olsun diyor korkumuzu paylaşıyorduk Şok olmuştum, dışarda bekliyorduk, güneşli bir hava vardı, sürekli artçı deprem yaşıyor, şiddeti büyük olanda daha da korkuyorduk. Artçıların bir müddet ara verdiğinde, evime girdim, ev duruyor ama cam eşyalar, yüksekte bulunanlar hep kırılmıştı. Hızlı hızlı cam parçalarını topladım, bir fırça ile kırıkları süpürdüm ve dışarı çıktım. Şehirde apartmanlarda yaşayan arkadaşlarımız yanımıza geldiler, şehrin yaşadığı kâbusu, gördüklerini anlattılar. Ben de bir taraftan burada kalmayıp başkalarına yardım etmem gerektiğini düşünüyor ama yerimden de kımıldayamıyordum. Adeta donmuş kalmıştım. Kalabalık olmak bize güven veriyordu, birbirimizden güç alıyorduk. Pilli bir radyodan olanı biteni anlamaya çalışıyorduk. Durum korkunçtu. Akşam olmuş hava soğumuştu, korksak ta mecburen eve girdik, artçı depremi hissetmeye başladığımız an dışarı fırlıyorduk. Kalın giysilerle kâh uyuklayarak kah uyanık korku dolu bir gecenin ardından sabah oldu Güneş açmıştı, yeniden hayata döndük, önce bahçede kahvaltı yaptık kendimizi daha iyi hissettik. ÇYDD Van Şube Başkanı Armağan Bayraktar ile şehre gittik. İlk durağımız Tıp Fakültesi idi. Bahçeye çadırlar kurulmuş, içinde hem hastanenin önceki hastaları hem de depremde zarar görenlerin tedavisi yapılıyordu. Refakatçiler, çalışanlar bir kalabalık vardı. Herkes canla başla çalışıyordu ama onların da gereksinimleri vardı. Su vb. içecek ve yiyecekler sağlayarak bir ölçüde enerjilerini yenilemek istedik. İkinci durağımız Sağlık Müdürlüğü oldu. Kapıda görevliler oturuyordu, binaya girmeye cesaret edemiyorlardı. Her birimiz profesyonel sağlıkçı olsak ta aynı zamanda insandık, korkmamız son derece doğal bir duygu.
Sağlıklı içme suyu temini, dışkılamanın sağlıklı koşullarda olabilmesi için öneriler söyledim. Bize söylenen, her çalışmanın Afet Koordinasyon Merkezi’nden yürütüldüğü oldu. Hemen oraya gitmeye karar verdik. Sivil Savunma Binası bu çalışmaya hizmet veriyordu. İçeri girdiğimizde karşılaştığımız Vali Yardımcısı telefonda konuşuyordu, ben de bir taraftan beni dinlemesini rica ederek önerilerimizi söylemeye başladım. Beni bir başka Vali Yardımcımıza yönlendirdi. O tarafa giderken kapısında “Vali” yazan odaya yöneldim, kapıdaki korumalara kendimi tanıtıp Vali Bey ile görüşmek istediğimi söyledim ama mümkün olmadı. İçerde deprem toplantısı sürüyordu. Koridorda Van Milletvekilimiz benim de önceden tanıyıp kardeşim kadar yakın hissettiğim Gülşen Orhan ile karşılaştım. Sarıldık, acımızı paylaştık, ona da aynı önerilerimizi söyledim, o da Vali Yardımcısına yönlendirdi. Sonuçta Vali Yardımcımızla karşılaştık, yapmak istediğimiz çalışmalardan söz ettik. Sizin çalışmalarınız için yanınıza beş polis vermemiz gerekir bu da mümkün değil dedi. Evet, haklıydı güvenlik konusu çok önemliydi. Bizi İl Özel İdare Genel Sekreterine yönlendirdi, bağışlarınızı oraya verin, biz dağıtım yaparız dedi. Bağış malzemeleri göndermek için, Van İl Özel İdaresi B Kampüsü-Havaalanı Yolu üzeri-Van adresini verdi. Malzemeler bu depoda toplanacak ve dağıtımı yapılacaktı.
Her şeye rağmen geçmişe göre, özellikle, inşaat alanında deprem bilinci tam olmasa da oluşmuştu, binalar geçmiş yıllara göre daha dayanıklı idi, Van’da yaşadığımız bu büyük depremin sonuçları çok daha büyük olabilirdi .
Korku herkesi güvenli bir ortamda olmaya zorluyor, evlere girilemiyor, dışarda, arabası olanlar onun içinde yaşamı devam ettirmeye çalışıyordu. Herkesin yeme-içme, uyuma, boşaltım gibi fizyolojik gereksinimleri öncelikle sağlanmalı idi.
Yüzüncü Yıl Üniversitesi yerleşkesi içinde yer alan öğrenci yurdunda kalan öğrenciler rektörlük ve yurt müdürlüğünün çalışmaları ile güvenle tahliye edilip öğrenciler evlerine ulaştırıldı. Eğitim binaları yıkılmamış olsa da içinde hasarlar olduğu görülüyor, görülemeyenlerde ise şüphe ile yaklaşılıyordu .Uzmanların önerileri doğrultusunda içinde eğitim devam edecek ya da başka çözümler bulunacak. Bu nedenle Van’da depremin yaralarının sarılması uzun zaman alacak. YYÜ Rektörü Prof. Dr. Peyami Battal’ın, benimle de paylaştığı gibi öğrenciler üniversiteye dönünce gereksinim çok daha fazla olacak.
Ülkemizin bütün insanları yumak oldu, deprem bölgesine, orada yaşayanlara, kayıpları olan ailelere, destek olmak acılarını sarmak için seferber oldu. Bu durum insanın içini ısıtıyor, kardeşlik, dayanışma duygularını çoğaltıyor. Ama depremin yaralarını sarmak uzun süreli bir süreç, sabır ve emek vermek gerekiyor. Eğer biz desteğimizi, emeğimizi uzun süre sürdürebilirsek olumlu bir geleceğe varabiliriz.
Ben de yapabileceklerimizi kısa ve uzun vade için planladım. Şöyle ki;
Kısa Vadede,
1-Öncelikle, soğuk geçecek kış günlerinde herkesin güvenli bir ortamda barınması sağlanmalı, çadır ya da diğer yaşam alanları, hızla prefabrik yaşam alanları oluşturulmalı,
2- Herkese yetecek sağlıklı içme suyu ve gıda sağlanması,
3-İnsan atıklarının olabildiğince sağlıklı koşullarda uzaklaştırılması, seyyar helâlar kurulması,
4-Sağlık Ocaklarımızın yerini alan Aile Sağlığı ve Toplum Sağlığı Merkezlerinin koruyucu sağlık hizmetlerini en iyi şekilde yerine getirebilmesi için sağlık insan gücü, sağlıklı çalışma alanı, malzeme vd. tüm gereksinimler sağlanmalı,
5-Çocukların rehabilitasyonu hemen başlamalı, her mahalleye kurulacak rehabilitasyon çadırlarında, her yaş grubu çocuklara yönelik etkinlikler ve psikolojik destekler başlatılmalı,
6-Sağlık, fiziksel, ruhsal ve sosyal anlamda kişinin kendisini tam iyi hissetmesi olarak tanımlanıyorsa, bunun sağlanması için hem sağlıkçılar hem gönüllüler bir arada çalışmalı,
Ne yazık ki, ne zaman olağan üstü bir durum olsa öncelik, olayın kontrol altına alınması, acil durumların çözülmesine yönelik oluyor. Oysa aynı anda eşgüdüm halinde yürütülecek bir program ile hepsi bir arada yapılabilir. Yani, yaralılara ulaşılıyor, enkaz altındakiler çıkartılıyor, tedaviler yapılıyor, bir taraftan çadır dağıtılıyor, sıcak yemek verilmeye çalışılıyor ama herkes buna aynı anda ulaşamıyor.
İyi bir örgütlenme ile aynı anda,
- Acil Müdahaleler yapılır,
- Gereksinimi olan herkes için güvenli yaşam alanları kurulur, aileler yerleştirilir, yiyecek ve içecek gereksinimleri sağlanır,
- Her yaşam alanında psikolojik destek birimleri çalışmaya başlar,
- Koruyucu sağlık hizmetleri hiç ara vermeden sürdürülür.
Uzun Vadede,
- Üniversitede eğitim ve öğretimin başlayabilmesi için YYÜ Rektörlüğü işbirliği ile mevcut durum belirlenmesi, gereksinimlerin saptanması ve bunların temini konusunda destek verilmesi,
- Öğrencilerin güvenli barınma, sağlıklı beslenme, uygun giyinmelerinin sağlanması,
- Öğrencilerin eğitim bursu ile desteklenmesi,
- Depremin psikolojik etkilerinin silinmesi için çalışmaların sürdürülmesi,
- İlköğretim ve orta öğretim öğrenci ve öğretmenlerine sağlığın tanımına uygun olarak eğitime devam edebilmeleri için gerekenlerin Milli Eğitim İl Yöneticileri işbirliği ile sağlanması,
- Devlet-Millet işbirliğinin acılar taze iken değil sürekli devam etmesi,
Büyük bir deprem yaşadık, korktuk, yakınlarımız enkaz altında kaldı, canlarımızı kaybettik ya da yaralandılar. Biz kurtulduk diye sevinemedik. Ülkemizin her yerinde, herkesin canı acıdı, yüreği yandı, yanıyor. Bu acıyı dindirmek, tekrarını önlemek, Vanlısıyla, orada hizmet için bulunanla hepimizin bir bütün olduğunu unutmadan acının da sevincinde ortak olduğu duygusu ile önce Van’a sonra da bütün ülkemize geçmiş olsun, kaybettiğimiz öğretmenler, öğrenciler, çocuklar, yetişkinler ışıklar içinde uyusunlar, yakınları acılarını azaltabilsin başka acılar yaşatmasın. Bireyi, ailesi, Sivil Toplum Kuruluşu ve diğerleri ile bizler ülkemiz, insanlarımız için varız, var olmayı sürdüreceğiz. Gelin hep birlikte bu yarayı da saralım. Eğitim dünyamızın, ülkemizin bir daha böyle acılar yaşamaması dileğiyle.
Prof.Dr. Ayşe Yüksel
ÇYDD Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi



























